Etiket arşivi: İllüstrasyon

Nutella Kafası

nutella_kafasi

Nutella’yı sevmek için yüzlerce neden sayabilirim. Sen de yüzlerce sayarsın, o da sayar eder binlerce neden. Daha çizerken beraber canımın çekmesiyle çekmeceden aldığım kaşığımı kavanozun içine daldırıp kocaman bir lokma almam bir oldu. Bence hakkında yazılacak pek bir şey yok. Bu kafayı hepimiz yaşıyoruz zaten.
Var mı daha lezzetlisi? Var mı daha mutlu edeni? Bence yok!

Direniş Kafası, #occupygezi

dirkaf_beh
Günler sonra merhaba,
Türkiye uzun yıllardır yaşamadığı olaylar ve gelişmeler içerisinde. Gördüklerimiz ve yaşadıklarımız karşısında hem ağladık hem güldük ama en çok gururlandık. Türk olduğumuzu yeniden hatırladık, Türklüğümüzle gurur duyduk. Atatürk’ün sözlerine yaraşır şekilde davranıp, Cumhuriyetimize sahip çıkarak ona layık gençler olduğumuzu gösterdik.
Daha yazamadığım ve yazmak için blogların yetmeyeceği kadar cümle var aslında. Tv ve gazeteler her ne kadar suskun olsa da neler olup bittiğini twitter ve facebook yoluyla öğrenmeyen kalmadı. Sosyal medya kullanmayan ebeveynlere en ince ayrıntısına kadar anlatıldı ve videoları izletildi. İnanılmaz güzel bir dayanışma, inanılmaz yaratıcı bir mizahla direnişimizi ve haklı davamızı dünyaya duyurduk. Herkes her şeyin farkında artık.
Eminim sen de olanların farkındasın, eminim sen de bu gururun enerjisini biraz olsun hissettin. Eminim sen de yıllarca suskun olmaktan yorulup ağzını açma isteği duydun, kalkıp bu birliğin bir parçası olmak istedin. Eminim ki bir damla gözyaşın çıkmak istedi göz pınarlarından ya da boğazın düğümlendi gördüklerin karşısında.
Eğer hala görmezden geliyorsan ya da bilmiyorsan olayı senin için şurada özetleyebilirim(bi tık>)

 

Park Kafası

bahar-kafasi

Bahar ilk geldiğinde çizmiştim Bahar Kafası’nı. Bir türlü tam anlamıyla yaşayamadık yağmur-çamur, soğuk-sıcak, bir kaç mevsimden salata yaptı bu bahar doğa ana bize. Tıpkı halet-i ruhiyem gibiydi, bir güldü bir ağladı.

İşte böyle bir bahar kafası yaşarken çizimi blogta paylaşmak istediğim gün, yurdum insanının parklara bahçelere dökülüp eylemlere aktığı, en büyük direnişin gerçekleştiği günlere denk geliverdi. Derken çizim “Park Kafası” oluverdi.

İnsanlığın ihtiyaç duyduğu bir asıra yakındır varolan bir ağaçlık alan, şehrin nefes aldığı bir alan “cani” insanların eline düşmek üzere. Bir hastane, okul, bir müze ya da kütüphane olsa neyse, uğruna doğayı katlettikleri şey bir avm. Hem de yüze yakın avmsi olan şehrimde.

Sadece o da değil aslında direnişin sebebi, “ne diyorsak o” kafasına karşı bir hak kazanma savaşı halinde en çok.

Şimdiyse aklım ve tüm kalbim şu koca taş kesilmiş ruhsuz şehirde kalan nadide parkların birinde ruhunu ortaya koymuş binlerce insanla beraber. Gece yarısı direnişlerini gerçekleştirirken amansızca gazlarla ve ateşlerle saldırıya uğrayan kocaman yüreğini ortaya koymuş arkadaşlarımla beraber. Kazananın “doğa” olmasını, kazananın “insan” olmasını umarak…

 

Çilek Reçeli Kafası

cilek-kafasiHaftalardır yaşadığım çilek reçeli kafasını bloga yazmamak haksızlık olurdu.

Bir insanın 30 yaşını geçtiği yıllarda mükemmel reçel yaptığını öğrenmesi çok üzücü! Bir ömür bu güzellikten kendini mahrum etmesi çok yazık! Çilek reçelsiz geçen günlerim için hissettiğim tek bir şey var: acı!

Evet, kendi evimin olmasıyla ilk kez tattığın duygular gibi ilk kez reçel yapma girişimim, pazardan alınan bir kilo çileğin çöpe gitmemesi adına, beyhude bir çaba olduğu düşünülerek başladı. İnternetlerden nasıl yapılacağına dair bir kaç bilgi alındıktan sonra sabır içinde, evi kaplayan harika çilek kokularıyla heyecanlı bekleyiş, yerini cennete ışınlanıp gelmiş gibi hissettiren bir lezzet patlamasına bıraktı.

Çok ciddiyim yerken kendimden geçtim. Yıllarca denemediğim pasta ve yemek kalmamıştı. Nedendir bilmem hayatımda ilk kez reçel yaptım. Yahu sahi, neden daha önce hiç çilek reçeli yapmamıştım?

Sabah kahvaltılarında, bazen acıktığım anlarda ve evime gelen arkadaşlarıma kahvenin yanında… Derken iki haftada kavanoz kavanoz reçel tükettik. Annem blogumu okumuyor diye rahatça söyleyebilirim ki annemin yaptıkları bana hiç böyle hissettirmemişti. Bu reçeli özel kılan neydi? Sanırım ilk kez yapmam, özenerek yapmam…

Merak etmeyin tarifi ve yapımı çok kolay. 1 kg çileğe 4 su bardağı şeker döküyorsunuz ve bir gece kapağı kapalı bekletiyorsunuz. Ardından kaynamaya alıyorsunuz. Kaynayınca kısık ateş, köpürdükçe kaşıkla alıyorsunuz. Dediğim gibi sabır istiyor. Reçelin olduğunu anladığınız anda çeyrek limon suyu, biraz daha karıştırıp alıyorsunuz ocaktan.

İşte bu kadar. Oluyor size ev yapımı, el yapımı reçel! ve ben bu reçele ba-yı-lı-yo-rum!

Kahve Deyip Geçme!

kahvee

Kahve deyip geçmeyeceksin öyle! O kadar tutkunu var ki. Kendilerine “bağımlı” desek daha doğru olur. Son aylarda bir gün bile türk kahvesi içmeden geçmediyse ve bir kahveci dükkanının önünden geçiyorken mutlaka geçip alıyorsanız, işe giderken içmeden kendinize gelemiyorsanız kafein canavarının pençesine düştünüz demektir! Ve bence aslında kahveyi sevmediğini söyleyenler bile bir parça kafein canavarıyla tanışıklığı vardır.

Öyle kahve deyip geçme işte! Kahve bu, kokusu bile bazen içine mutluluk dalgası yaymaya yetebilir. Hele bir de arkadaş sohbeti de eklenirse değmeyin güzelliğine! Düşünsenize sabahları ofise elinizde kahve olmadan gittiğinizi ya da bir arkadaş buluşmasında sadece çay içtiğinizi ya da yemeğin ardından sadece meyve falan ikram edildiğini… Ben düşünemiyorum! Neredeyse teknolojisiz yaşam kadar boş, balkonsuz ev kadar sıkıcı, tuzsuz bir yemek kadar tatsız olurdu…

Yeryüzünde yüzlerce hatta binlerce çeşidi, dünyanın neresine giderseniz gidin her köşebaşında yerini alan dükkanlarıyla önemli bir kültür halinde. Artık her evde bir expresso, expresso olmasa da filtre kahve makinesi, o da olmasa bir frenchpress, o da yoksa en azından bir türk kahvesi makinesi var. Cezveyi saymıyorum bile, o zaten geleneksel bir şekilde çeyizin bir parçası olarak fincnların yanında mutlaka yerini alır.

Şu sıralar hayranı olduğum şeylerden birisidir türk kahvesi makinesi, elbette geleneksel pişirme yöntemiyle daha güzel ancak bu makineler tam bir köpük ustası:) Bir de bir kahveci dükkanının sattığı renkli makineler var hani şu buharlı ısıtıcısı olanlar. Hastalarıyım!

Bir de günümüzde herkesin tadamadığı bir durum var ki her adım başı duyulan mükemmel kavrulmuş kahve kokusu. Çocukluğumda Adana’da önünden her geçerken alan annemden bana da alışkanlık kaldı. Şu sıralar üşenmeyip Eminönü’nde sıraya girip alırım hala.

Evimizde o kadar çok pişerdi ki, beni bu kültüre alıştıran asıl şey köşebaşı açılan ve cebimizi kurutan(öğrenciyken) yabancı uyruklu dükkanlar değil; annem, yengelerim ve bir kaç komşumuzun oluşturduğu toplantılardı. Her kahvaltı sonrası şaşmayan bir saatte gelinir, “ocakta yemeğim var”, “çocuk okuldan gelecek” tarzı söylemlerle kalkılıp gidilen kısa keyif ortamlarından kalma güzel bir alışkanlık olarak başladı. Bugün hala binlerce çeşit kahve bir yana türk kahvesi bir yanadır benim için:)

İşte benim kafein canavarıyla tanışmam böyle olmuştu. Peki sizin kahve tutkunuz nasıl başladı?

Kitap Kafası

kitap-kafas
Son zamanlarda bende bir kitap kafası ki sormayın gitsin. Yaşadığım boşluğa iyi geleceğini düşünerek yeniden kitaplara sarıldım.

Çok kitap okuyamayan biri olarak hayatım boyunca ne kadar değerli ve öncelikler arasında olması gerektiğini bilir ve söylerim. Ancak gel gör ki hiç bir zaman önceliklerimde yer almadı ve hiç bir zaman “bir saatte okudum bitirdim” cümlesini kullanmadım. Kütüphaneleri çok sever, kitap satış mağazalarında hayranlıkla raflara saatlerce bakar, sonra da şu cümle geçer içimden: “önce evdeki kitapları okuyup bitirmeliyim”. Sonra da elim boş çıkarım kokusuna hayran olduğumun evinden.

Ama hiç kitap okumadım değil elbette. Genelde popüler kitaplar okudum. Hep istemişimdir Türk Edebiyatı’nın bütün eserlerini okuyup kahramanlarında kendimi bulmayı, çok isterdim Rus Edebiyatı’ndan arkadaş ortamlarında bahsedebilmeyi ve çok isterdim bir kitabı bir saatte bitirebilmeyi.

Bilemiyorum işte olmadı… Ama hep odaklanma sorunum olmuştur kitap okurken, çok sessiz bir ortamdaysam okuyabiliyordum veya uykum olmadığında. Ya da işte başka boş şeyler çekti ilgimi sonra…

Oysa çocukluğumda okumaya teşvik edici güzel olaylar yaşamıştım. İlkokul öğretmenim okuma yarışı yapardı. En hızlı okuyan üç öğrenciyi tahtaya kaldırıp, alkışlatıp şeker verirdi. Ben hep ikinci olurdum:) Birinci Yelda, üçüncü Nazan. Bu hiç değişmezdi. Gerçi hep kızardım öğretmenime, utanırdım çünkü, tahtada durmuş arkadaşlarımın beni alkışlaması ve önlerinde şekerleri cebe atmak.. Zoruma giderdi o yaşta, ayrımcılık gibi gelirdi belki. Yine de en hızlı okuyanlar arasında olan bir öğrencisinin şu an hızlı okuyabilmek ve hatta kitap okuyabilmek için verdiği çabayı görse üzülürdü eminim.

Derken bugün şifa niyetine yeniden girdi gündemime okumak. Kim bilir belki kitaplarla ilgili çok istediğim şeyleri hayata geçirmek an meselesidir. Kendimi sahaflara atarak bir başlangıç yapabilirim.

Şu an ne mi okuyorum? Bir tık o zaman;)

Eee sizin kitap kafanız nasıl?

"Ben yaptım!"

Beni tekrar blog yazmaya teşvik eden arkadaşlarıma teşekkür ederek başlamak istiyorum bu sefer, çizmek bir yana, yazmak çok iyi geliyor. O yüzden ne konuda olursa olsun yazın mutlaka diye tavsiye vermek isterim;)

Bundan önceki yazımda karamsar bir hava vardı malesef. Boşluk yaşamanın olumsuz taraflarından bahsettim hep. Ama çok kısa sürede hayat felsefem devreye girdi ve “neden olumlu ve güzel taraflarından bahsetmiyorum ki” diye düşündüm. Derken farkına vardım ki her zaman bunu yapmıyor muyuz? Sorun kendinize bi, “neden önce hep kötü yanlarına bakıyoruz?” diye. Cevabı ben de bilmiyorum ama yaşadığımız olumsuz bir olayın bize sadece kötü şeyler getirmediğine eminim. Dolayısıyla çalışmıyor olduğum bu geçici dönemin bana sunduğu en güzel şey: “yetenekleri ortaya çıkarmak” :)

kagit-deneme

Bu karamsar dönemde hep oturup ah vah edip ağlamadım elbette. Zaten yıllardır bir dakika bile boş duramayan bir bünyem var. Yapabileceklerimin sınırsız olduğunu düşünüp, üretmenin insana kendini iyi hissettirdiğini de hesaba katarak, yeni bir şeyler deneme taraftarı oldum her zaman. Bir tanıdığım bunu “maymun iştahlılık” olarak adlandırsa da “bunu yapabilirim” ve “ben yaptım” insanıyım n’apayım. Ayrıca emekli olup evde oturduğunda kendisine bu söylediğini hatırlatacağım. Eğer bu yazımı okuyorsan Göksel abime sevgiler!:)

Ne diyordum hep bi uğraş içinde olan hep yeni bişeyler deneyen becerikli bir insanım yapacak birşey yok:p İşte bu yukarıda gördüğünüz fotoğrafta da yine böyle bir uğraş içerisine girme isteğiyle ortaya çıkan bir çalışmadır. Geçen yıl çizmiş olduğum bu çalışmayı aldım ve papercut yaptım. Böylece onu çerçeveletip odama asabileceğim bir panom oldu. ve elbette bu deneme ile yapılabilecekler not defterimde yerini aldı;)

Elbette boş zamanlarımda yaptığım sadece bu değil. Bu denemelerin bana birer blog postu olarak dönmesi de hoşuma gitmedi değil:)

Cumhuriyet Bayramı Kafası

cumhuriyet

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, özgürlük bayramımız… Gösteri kutlama bi yana yürüyüşün yasak olduğu bayram. Tüm engellere rağmen yürüyen Cumhuriyet çocukları hepimizi gururlandırdı elbette. Ben bugün sesimi duyuramasam da okula gider gibi ördüğüm saçlarım ve kırmızı-beyaz giysilerimle şehrin en kalabalık caddesinde yürüyerek rengimi belli ettim. Binlerce kişiyle kalabalığa, polise, coplara ya da biber gazlarına direnmedim belki ama kendimle, kadın başıma ÖZGÜRCE yürüdüm oradan oraya. Beni çok kimse görmedi belki ama Atatürkü’ü andım içimden sevgiyle. Onun en sevdiği içecek olan TÜRK kahvesi içtim bugün ve tek kişilik bayramımı içimdeki sevinçle kutladım. Biraz buruk ama çokça gururla…

El becerilerimizi konuşturduk!

Sevgili arkadaşım Ezgi’nin elleri dert görmesin.

Arkadaşım diyorum ama henüz kendisiyle bir türlü biraraya gelebilmiş değiliz. Ancak onunla pek çok ortak yönümüz olduğunu düşünüyorum, kendisi ve eşiyle yaşadığımız bazı enteresan tesadüfler de bizi güldürmüyor değil.

Ortak yönümüz dedim ya, öncelikle ikimiz de çok becerikliyiz mesela :p Bunun en güzel örneği bu güzel iPhone kılıfıdır. Buradaki çizmimi hatırlarsınız, Ezgi’nin de kılıf diktiğini gördüm ve aklıma bu çizimimi, aşık olduğum telefonum üşümesin diye bir kılıfla birleştirmek geldi. Ezgi’nin de bunu başarıyla hayata geçireceğinden emindim zaten:)

Bu pek maharetli şirin ellerin diktiği muhteşem diğer şeyleri görmek isteyenler için ve hatta sipariş vermek isteyenler için buraya bir tık diyorum;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...